Skip to content Skip to footer

Çevresindeki insanların sıklıkla güvendiği, dertlerini döktüğü ve sırlarını mezara kadar götürenlerden misiniz? O halde kulak verin; bu yazım, hayata ve bedene dair gözden kaçabilen bazı ihtimalleri fark etmeniz için…

Geçenlerde seansa gelen genç bir danışanım, kronik bacak ağrılarından muzdaripti. Elbette tüm bacak ağrısının sebebi aynı fizyolojik kökene dayanmaz; lakin bazı ağrılar vardır ki, işin sonunu kurcaladığınızda altından hiç beklemediğiniz psikosomatik (ruhsaldan bedene yansıyan) bağlar çıkabilir. Bu vakada da kök sebeplere eğilindiğinde; danışanımın yaşadığı o ağır yorgunluk ve kronik ağrıların, hayatı boyunca yoğun bir sır yükü taşıması ve gizli işlerin sorumluluğunu üstlenmesiyle ilişkili olduğu anlaşıldı. Geçmişten gelen atasal aktarımların ve aynı zamanda dostlarının sırlarını sıklıkla yüklenmenin, farkında olmadan onun fiziksel bedeninde bir ağırlığa zemin hazırladığı —hakikatini şüphesiz en iyi Allah bilir lakin— seans odasında önümüze çıkan somut bir neticeydi. Seansın sonunda, Allah’ın izniyle tüm bu negatif enerjiler serbest kalarak ait oldukları yere akıp gitti.

Sır Küpü Olmanın Bedeli

Şimdi hayatı bu pencereden yeniden değerlendirelim: Eğer bizler kolay güvenilen ve geçmişten beri birilerinin “sır küpü” olmaya alışkın insanlardansak ne yapalım? Karşımıza çıkan her sırrı ifşa mı edelim? Elbette bu, insanların emanetlerini ya da kendiniz için mahrem olan şeyleri ulu orta dökmeniz gerektiği anlamına gelmez.

Fakat meseleye çok yönlü bakmakta fayda var: Taşınan bazı sırlar, eğer kişi o enerjiyi dönüştüremediyse, ruhu için görünmez bir ağırlığa dönüşebilir. Elbette bu durum herkes için geçerli değildir; kimi insan aldığı sırrı kendi iç dünyasında çok güzel sindirir, akışta kalmayı başarır ve o enerji ona hiçbir yük oluşturmadan akıp gider. Ancak şayet siz o enerjiyi taşımakta zorlanan gruptaysanız, bu yük zamanla kendisini kronik fiziksel sıkıntılarla hissettirebilir.

Peki, sırların bir yük haline geldiği durumlarda bu ağırlıktan arınmak için neler yapılabilir?

 Bu ağırlığı hafifletmek adına profesyonel bir seans alabilirsiniz.

 En derindeki dertlerinizi, gizlilerinizi Rabbinizle dertleşerek O’na açabilirsiniz. Şüphesiz O, kalbinizden geçenleri siz daha kelimelere dökmeden bilendir; lakin insanın o sıkışan enerjiyi sesle ve ikrarla dışarı aktarması, tasavvufi tabirle tam bir “hâlini arz etme”, psikolojik tabirle ise ruhun o yükü bırakabilmesi için fıtri bir ihtiyaç olan “katarsis” (duygusal boşalım) anıdır.

Hani eskiler derlerdi ya; “Hiçbir şey yapamıyorsan, derdini akan bir suya anlat” diye… Bunu şahsen deneyimlemedim; dolayısıyla bilimsel ya da spiritüel gerçekliğiyle ilgili kesin bir şey söyleyemem. Fakat suyun akışkan, duru ve doğal yapısıyla negatif enerjiyi alıp götürdüğü de bir hakikattir.

Mizaç Farklılığı ve Mutlak Denge

Eğer karakteristik özelliklerinizde sakin ve ketum bir tarafınız varsa, bu da son derece tabiidir. Rabbim her insanı farklı bir mizaçla, farklı karakter özellikleriyle halk eder. Lakin her mizaçta olduğu gibi, burada da dengede kalmak esastır. Çünkü yaratılıştan ketum bile olsanız, şayet kendi sınırlarınızı koruyamıyorsanız; aşırı sır taşımak ve o negatif enerjileri sürekli kendinizle birlikte taşımaya çalışmak bir süre sonra bedensel veya ruhsal hasarlara yol açma riski taşır.

İnsanın taşımakta zorlandığı ve dönüştüremediği psikolojik yükler, bazı bünyelerde sinir sisteminin sıkışma tepkisiyle birleşerek bacak ağrısı gibi somut ağrılara alan açabilir.

O yüzden yine söylüyoruz, her zaman söylüyoruz: Denge, denge, denge… Taşımakla yükümlü hissettiğiniz o sırlar, gün gelip içinizde taş kesilmesin.

Sevgilerimle…

© 2026 | Özlem İlkhan Bu metnin tüm yayın hakları yazara aittir. İzinsiz kopyalanamaz veya ticari amaçla kullanılamaz.

Yorum yapın